Neden yaşıyoruz?
En son bu sorunun üzerine gittiğimde on sekiz yaşındaydım ve
o zamanlar aklımda bir türlü yuvasına
oturmayan bir ampul gibiydi bu soru. Sanki o ampulü yuvasına bir oturtabilsem,
bir çevirebilsem, her yer bembeyaz bir ışık ile kaplanacak, dünyam
aydınlanacaktı. O zamana kadar arandığım tüm o karanlık labirentler aydınlanacak,
daha sahip olduğuma bile emin olmadığım o benliğim bir anlam kazanacaktı. Ama yapamadım. Ben üzerine gittikçe o soru
kaçtı benden. Ben ana yolda ilerledikçe birbirine bağlanan yan yollar çıktı
ortaya. Ben kendimi o soruya adadıkça o soru nefret etti benden. Ve sonuç…
O süreç boyunca sevgilimi kaybettim.
O süreç boyunca annemin kanser hastalığına teslim oluşunu
adım adım izledim.
O süreç boyunca aklımdaki binlerce intihar isyanını kanlı
şekillerde bastırdım.
O süreç boyunca Tanrı ile saatler boyunca konuştum.
En önemlisi de o süreç boyunca daha da özgürleştim. Çünkü,
intihar lafını aklımdan geçirdiğim her an, biraz daha özgürleştiğimi
hissediyordum. Dinlediğim müzikler, keyifli sohbetler, yapılan rutinler, her
şey öylesine terk edilesiydi ki… Bırakmak istiyordum, gitmek istiyordum. Ama
bunun iyi son ile ya da kötü son ile bitmesini istemiyordum.
Acı çekmek de istemiyordum haz almak da…
Tanrının bana vaat ettiği cenneti de istemiyorum, cehennemi
de.
Sadece var olduğum toprak formunda yok olmayı istiyorum ben.
Belki işte bu yüzden, en büyük suçu işliyorum. Oyunun
kurallarına baştan bir isyandır oynamayı istememek…
Ve tam da bu yüzden cehennemde hepinizden aşağıda
olacağım…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder